zaman zaman yazdığım eksik kalan cümlelerim olur benim.
bir kısmını aldım derledim.birbirinden çok uzak; ama bir o kadar yakın oldular. ve hala eksik bir şeyler var...
bi’ yanım diyordum hep yarım. hava sıcak olacakmış yarın. hiç sevmem 21 dereceden fazla sıcak havayı. abartı olmasın. güneş açsın. yağmur yağsın da bardaktan boşanmasın. Kendim aldırmam yağmura aslında. ama o bardaktan boşanırsa adılazımdeğil yengenin mutfağı akar. sonra adılazımdeğil yenge gibi bir çok yenge var. bizim adılazımdeğil yenge hep güler. aklı evvel kocasına, insan şeklindeki yılan kaynanasına, onca yokluğa rağmen o hep güler. baktı ki yaşamak hep eksik o evde, o zaman böyle dikiş tutacak bu dünyada, anladı. aslında aklı pek çalışır. azıcık kalem tutsa eli komediyi ağlatır. ama kader gülermiş tepeden akıl plan kurdukça, n’aparsın. o yüzden yağmur boşanmasın bardaktan o gözünden akanları kurutana kadar. sonra bir de kar var. kar neden yağar kar? buza kesmesin de ortalık varsın yağsın. hele gri olmasın gökyüzü asla. oldum olası uzak dururum griden. ya siyah olmalı ya beyaz. bakıyorum da uçlarda yaşayıp durmaktan denge de yok. homeostasisim de bozuktur benim zaten. doktor söyledi. yelkovanı olmayan saat gibi vakitsizdir tik taklarım … vakitsiz öten horozun başını kesmişler geçenlerde. bi’ yanım diyordum hep yarım, kesilmiş sanki kolum kanadım… benim hiç kanatlarım olmadı ki, onlar kuşlarda vardı. hiç sevmem kuşları. Cik cik cik… bir tek Martı oyununda Nina olduğum zamanlardı kuşlarla aramın iyi olduğu anlar. sonra günlerden bir gün bir martı vurdular sokakta. tıpkı Nina’nın söylediği gibi… yapacak işleri olmayan iki adam oturup kıydılar ona. fobim var zaten. uçanı kaçanı ellisi ayaklısı kanatlısı… pek hazzetmem. ahh şimdi bir bamya çorbası olsaydı. Limonu yerinde, bamyası taze, salçanın vermiş olduğu zenginlik ile rengi kırmızı turuncu arası, soğanı pembe… ben yeşil soğan doğrarken bile ağlarım. Zaten ben bi’ anneme bi’ de soğana kolay ağlarım. bi’ yanım diyordum hep yarım. ve bir bütün olamadı tüm bu yarımlarım…





